Bilgi Tutsaklıktır Anlayış Özgürlüktür

Bu sözü ilk duyduğumda, “?? nasıl yani, hiç öyle şey olur mu, bu ne demek şimdi!!”… demiştim. Bunca yıldır inandığım ve savunduğum “bilgi güçtür”, “bilgili olmak gibisi yoktur” gibi inançlarım nasıl olur da yanlış olabilir ya da acaba ben neden hiç bu sözde yazıldığı gibi düşünmedim diye düşünmüştüm. Koçlukla uğraşanlar ya da insan kaynakları disiplinlerini kullanan şirketler, çalışanlar bilirler, bizim zaman zaman kullandığımız “değerler”i belirlemeye yönelik testler vardır. Son on senedir yaptığım bütün testlerde “bilgi” her zaman en üstlerde çıkar, hiç de şaşırmam buna çünkü bilmek ve öğrenmek kıymetlidir benim için ve yeni birşey okuyamadığım, öğrenemediğim günü kayıp sayarım.

Dolayısıyla da bilginin derin bir hazine olduğuna, bilmenin sonu olmadığına ve insanın kendisini yeni bilgi ve öğretilerle donatmasının hep değerli olduğuna inanmışımdır. Bu sebeple “Bilgi Tutsaklık’tır-Anlayış Özgürlüktür” önermesini ilk gördüğümde, anlamakta dahi zorlanmıştım. Bu sözü bir kitapta ilk kez okumamın üzerinden bir sene geçmiştir ve son zamanlarda sık sık aklıma takılır, düşünürüm ve hatta yaşarım bu söz’deki doğruluk payını.

Bilgi kelimesinin sözlük anlamı şöyledir: “araştırma ya da gözlem yoluyla elde edilen gerçek, malumat, vukuf; (bilişimde) kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlamadır…Ayrıca genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler ve insan aklının kapsayabileceği olgu, gerçek ve ilkelerin tümüdür”. Anlayış kelimesinin sözlük anlamında ise şunları görebilirsiniz: “Anlama işi, telakki; bir toplum veya topluluktaki bireylerde görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünme yolu, düşünüş biçimi, zihniyet, mentalite; Anlama yeteneği, ferasat, izan; Hoş görme, halden anlama…”

Hani bazen aklınıza birşey takılınca karşınıza hep onu hatırlatacak ya da o konuyla ilişkilendirebileceğiniz söylemler, deneyimler, hikayeler çıkar ya, ben de bu konudakileri aşağıda toparlamaya çalıştım:

Ünlü e-ticaret sitesi Ali Baba’nın Çinli kurucusu Jack MA, 24 Ocak 2018 tarihinde Dünya Ekonomik Forumunda yaptığı ve internette de pekçok kez yayımlanan ilham verici konuşmasında[1] diyor ki “… artık teknoloji var, akıllı makinalar var, yapay zeka var… çocuklarımıza akıllı makinalarla rekabet edebilecekleri birşey öğretemeyiz çünkü makinalar daha akıllı. Onun için onlara makinaların yapamayacağı daha benzersiz şeyler öğretmeliyiz: değerleri-inanmayı-bağımsız düşünmeyi- başkalarını önemsemeyi-takım çalışmasını…”. Yani, bundan sonra bilgi öğretmekten veya bilginin çocuklara sağlayıcı üstünlükten çok daha önemli başka şeyler var diyor Jack MA.

Mesneviden bir bölüm çıkıyor sonra karşıma: “Akıl, iki çeşittir: Birincisi kazanılan akıldır; sen onu mektepteki çocuk gibi kitaptan, hocalardan, düşünceden, alışkanlıktan, kavramlardan, ve yeni ilimlerden öğrenirsin. Aklın başkalarınınkinden daha büyük olur fakat edindiklerinin ağırlığıyla yorulursun. Diğer akıl, Allah’ın ihsanıdır. Onun kaynağı ruhtadır. Gönülden bilgi pınarı fışkırdığında onun kaynağı ne bozulur, ne eskir ne de renk değiştirir. Edinilmiş akıl dışarıdan eve akan bir ırmağa benzer. Eğer yolu üzerinde bir engel olursa aciz kalır. Kendi içindeki pınarı ara sen!” Mesnevi IV- 1960-68.
Bir gün Halil Cibran’ın “Usta’nın Sesi” kitabında “İlim Üzerine” bölümünde bunlar çıkar sonra: “…bir insanın erdemi onun renginde inancında, ırkında ya da ahfadında değil bilgisinde ve ortaya koyduğu hizmetlerindedir. Çünkü, şunu hiç aklından çıkarma ki dostum bilgi sahibi olmuş bir çobanın oğlu, cahil bir veliahttan daha yararlıdır ulusuna. … Öğrenmek, zalim buyrukçuların yağma edemeyecekleri tek zenginliktir. Bilgi’nin içinde yanan kandilini söndürebilecek tek güç Ölüm’dür. Bir ulusun gerçek zenginliği o ulusun altınlarında ya da gümüşlerinde değil, öğreniminde, akıllılığında ve evlatlarının doğru yetiştirilmesindedir. …Bilgi ve Anlayış hayatın iki sadık dostudurlar. Bunlar hiçbir zaman sizi aldatmazlar. Çünkü bilgi başımızdaki taç, anlayış da Asa’nızdır. Bu ikisine sahipseniz daha büyük bir hazineniz olamaz. …Eğer bilginiz size nesnelerin değerini öğretmiyor ve sizi maddiyata bağımlılıktan kurtarmıyorsa, Gerçek’in tahtının yamacına hiçbir zaman varamazsınız…”

Ben, Halil Cibran’ının anlayışla kol kola girmiş bilgi metaforunu çok sevdim. Bilgi başımızdaki Taç ise, anlayış da Asa’mızdır…

Yaşadığım sürece gördüm ki, ne kadar bilirsek bilelim hepimizin bilmeye ve öğrenmeye dair bile engellerimiz vardır, çünkü hepimiz dünyayı kendi zihin haritamızdan, kendi merceğimizden görüyoruz ve bunlar bizim kendi kusurlarımızı, direnç noktalarımızı, korkularımızı içeriyor. Ne kadar bilirsek bilelim halen varsayımlarımızdan, korkularımızdan, önyargılarımızdan, şüphelerimizden vazgeçmek hiç de kolay değil, meğer ki bunlar üzerinde ayrıca çalışmazsak. Bir de ne kadar bilirsek bilelim daima bilinecek öğrenilecek daha fazla şey var ve hep de olacak. Doğru diye bildiğimiz pek çok bilgi bir bakıyorsunuz ki o konunun uzmanı birisi tarafından bir anda çürütülebiliyor ya da yapılan yeni araştırmalarla yerlerini yeni bilgilere, yeni doğrulara bırakıyor. Onun için bir tek bilgiye saplanmanın, amansızca birşeyleri savunmanın yeri geldiğinde insanı kolaylıkla bilgi körü, bilgi cahili ve hatta bağnazlıkla sonuçlanabilecek bir yere getirebileceğini unutmayalım. Bir de hani bazen, bazı olayların neden öyle olduğunu biliriz ya da bazı insanların neden belli bir şekilde davrandığını biliriz, ama ne kadar bilirsek bilelim, bu bilgiyle hiç birşey yapamayız veya bu bizi bir sonuca götürmez, işte böyle zamanlarda “bilgi tutsaklıktır, anlayış özgürlüktür”.

Sessiz Koç

O benim sessiz koçumdu. Hiç konuşmazdı. Sadece uzun uzun ve derin bakardı. Arada sırada miyavlardı. Kendi yapmak istediklerini daha çok hareketleri ile belli ederdi. Duygularını ise her zaman beden dilini kullanarak gösterirdi. Sevgi istediği zaman ya da...

Kalbin H(aklı)

Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki kalbimiz sadece vücutta kalp pompalayan fiziki bir organ değil, bunun çok ötesinde bize hayatımızı yönlendirecek duygusal ve sezgisel işaretler gönderen bir organımızdır.  Amerika’da bu amaçla kurulmuş, kalpten...

İçimdeki Kaynak

“Sadece bebekken bu kadar özgürdüm herhalde. Sonra büyüdüm, büyütüldüm, büyümeye çalıştım. Bu sırada biraz yaralandım, biraz kirlendim. Bazen isteyerek, bazen istemeyerek, bazen farkında olarak, bazen farkına varmadan. Sonra sorgulamaya başladım, bir yola...