Düşünme(me) Pratiği Yapmak

“Düşünmek”, “düşünebilmek” şüphesiz ki büyük meziyetler bunlar. Dünya var olduğundan beri insanlığın bugün geldiği noktaya gelebilmesi için geçirdiği tüm aşamalar, tabi ki özellikle insanlığın gelişimi ve ilerlemesi ile sonuçlanananları kastediyorum, büyük düşüncelerin, büyük buluşların, büyük fikirlerin sonucudur. Öyleyse düşünmek güzeldir, iyidir, doğrudur gibi bir çıkarım yapabiliriz. Şimdi bu çıkarım da bir düşünce’nin ürünüdür. Lakin öte yandan bir de “ne düşündüğümüz” ve “nasıl düşündüğümüz” konusu vardır ki asıl belirleyici olan budur diye düşünüyorum. Görüyorsunuz, ne çok düşünüyoruz.

Düşüncelerimiz güzel ve olumlu ise sorun yok, lakin olumsuz, karamsar, kötü, suçlayıcı, yargılayıcı, eleştirel ise burada bir es vermek gerekiyor. Bu tür düşüncelerinizin sadece yaşadığınız olaylar ve başkaları ile ilgili olması gerekmiyor, kendinizle ilgili de olabilir. Önemli olan bu şekilde düşünmenin bir davranış kalıbı veya davranış biçimine dönüşmesidir. Zira artık bugün beyinle ilgili araştırmalar gösteriyor ki olumsuz düşünmek ve bunu davranış kalıbı haline getirmek yani tekrar etmek  beyinde ve bünyemizde bağımlılık yaratıyor. Bir de olumsuz düşünceler olumsuz davranışı yaratıyor ki bunu bilmeyenimiz yoktur sanırım. Düşüncelerimizin bir kısmı istemli bir kısmı ise istemsiz yani farkında olmadan kendiliğinden aklımıza gelen, beynimize giren düşünceler; ve bir kısım düşüncelerimiz geçmişe bir kısmı ise geleceğe dair. Bir gün içinde aklımızdan geçen düşüncelerin üçte ikisinin geçmişe dair veya olumsuz olduğunu söyleyen araştırmalar var. Bu noktada Gandhi’nin meşhur söylemini hatırlatmak istiyorum: Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür; Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür; Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür; Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür; Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür; Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.

Öyleyse, kaderimize dönüşecek kadar önemli bir konuyu kendi haline bırakıp, kadermiş demenin bir anlamı yok şu hayatta. Olumsuz Düşünceyi başlıca iki yolla yenebiliriz:
1) Herşeyden önce olumsuz düşünce’nin farkına vararak ve onu olması gereken yere koyarak
2) Düşünmeme pratiği yaparak.

Olumsuz Düşünmenin farkına varmak ki ben bunun en başta kendimizi, düşüncelerimizi gözlemlemeyle ve daha objektif ve kaliteli sorular sormakla mümkün olacağını düşünüyorum. Aslında bu da bir tür düşünmek ama ilk (olumsuz) düşünmeden farklı ve faydalı bir modelle düşünmek, mesela:  burada ne oluyor (oldu) şimdi, kim veye kimler var bu ortamda, bu düşünce(m) nasıl bir düşünce, ne işe yarıyor, başka bir açıdan baksam ne görürüm burada gibi düşünce kalitenizi arttırarak düşünmek. Burada amaç kendi düşünce kalıplarımızın farkına varmak. Örneğin, büyütüyor muyuz,  sadece olumsuz tarafları mı görüyoruz, varsayımda mı bulunuyoruz ya da duygularımızın tesiri altında kalarak mı böyle düşünüyoruz gibi bazı gerçeklerin farkına varmak sorunu kökten görmemizi ve tedavi etmemizi sağlayabilir. Düşünmeme Pratiği Yapmak ise bir nevi vitesi boşa almak gibi birşey. Aklınıza gelen olumsuz düşünceleri farkettiğinizde her zaman ve öncelikle yukardaki gibi olumlu ve faydalı düşünme modeline geçemiyoruz. Çünkü insanız ve duygularımız var ve beynimiz bu duyguları da dibine kadar yaşamayı  ve dillendirmeyi seviyor ki bu da olumsuz düşünmeyi sürdürmemiz anlamına geliyor. Ama en azından tek birşey yapmayı, aklımıza gelen olumsuz düşünceye kocaman bir çarpı koymayı ve aklımızı “boşluğa” veya “başka bir yöne çevirmeyi” başarırsak aslında çok şey yapmış oluruz. Bunun için uzun bir yürüyüşe çıkmak, meditasyon yapmak, güzel bir filim izlemek veya sadece güzel bir manzaraya ya da boşluğa odaklanmak bile yetebilir. Bunda da amaç öncelikle dikkatinizi sadece gözlemlediğiniz şeye ya da yaptığınız faaliyete yani o anda kalmaya odaklamak ve zihin kasınızı eğitmek ve kuvvetlendirmektir. Bu tür egzersizlerde özellikle beden enerjisini işin içine katarak yaptıklarımızda zihnimizde dolanan olumsuz düşüncelerin, tabi ki jet hızıyla değil ama, kendi hızında nasıl dönüşmeye başladığını farkedersiniz.

Sözün özü kendinize, başkalarına ve bu dünyaya faydası olmayan şeyler düşünmek veya karamsar düşünce girabında boğulmamak bizim elimizde. Düşünce ve duygu kalitenizi arttırarak, sağlıklı ve güzel düşünmeyi bulaşıcı hale getirerek yaşamımızın kalitesini arttırırız. Öyleyse bu konuda göstereceğimiz her çaba önce kendi dünyamızın sonra etrafımızdaki dünyanın güzelleşmesine hizmet edecektir.

Daha güzel düşüncelerle dönen bir dünyamız olması dileğiyle, sevgiyle kalın

Dipnot: Yazının görselinde kullanılan fotoğraf, New York Modern Sanat Müzesinde (MoMA)’da kendi çektiğim bir fotoğrafdır. Ne yazık ki sanatçının adını not etmemişim, bu atıfla sanatçıya saygıyla…

Sessiz Koç

O benim sessiz koçumdu. Hiç konuşmazdı. Sadece uzun uzun ve derin bakardı. Arada sırada miyavlardı. Kendi yapmak istediklerini daha çok hareketleri ile belli ederdi. Duygularını ise her zaman beden dilini kullanarak gösterirdi. Sevgi istediği zaman ya da...

Bilgi Tutsaklıktır Anlayış Özgürlüktür

Bu sözü ilk duyduğumda, “?? nasıl yani, hiç öyle şey olur mu, bu ne demek şimdi!!”... demiştim. Bunca yıldır inandığım ve savunduğum “bilgi güçtür”, “bilgili olmak gibisi yoktur” gibi inançlarım nasıl olur da yanlış olabilir ya da acaba ben neden hiç bu...

Kalbin H(aklı)

Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki kalbimiz sadece vücutta kalp pompalayan fiziki bir organ değil, bunun çok ötesinde bize hayatımızı yönlendirecek duygusal ve sezgisel işaretler gönderen bir organımızdır.  Amerika’da bu amaçla kurulmuş, kalpten...