Ya Engelleriniz Yolunuzu Açıyorsa!

Bugün size bir kitaptan bahsedeceğim. Kitabın ismi: “The Obstacle Is The Way”, yazarı “Ryan Holiday”. Zaman zaman kitaptan alıntılar yapacağım, zaman zaman kendi tecrübelerimden, kendi engellerimden bahsedeceğim. Amacım, sizi kendi engelleriniz konusunda biraz olsun düşünmeye başlatmak ve sonra da bu “engel olarak gördüğünüz şeyleri” nasıl dönüştürebileceğiniz konusunda bazı ipuçları vermek. Gerisi size kalmış.

Kitabın başlarında şöyle bir bölüm var:

“…Sizi neler engelliyor?

Fiziksel engelleriniz: bedeniniz, para, ait olduğunuz sınıf, mesafe…

Zihinsel olanlar: korku, belirsizlik, tecrübesizlik, önyargılarınız. Belki çok yaşlı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ya da yeterli desteğiniz ve kaynaklarınız yoktur. Belki yasalar ya da yükümlülükleriniz sizi engelliyordur. Ya da yanlış hedefler ve kendinizden şüphe etmek”…

İster politikada, ister iş dünyasında, ister sanatta olsun; tüm büyük başarılar, tüm üzücü problemlerin- yaratıcılık, odaklanma ve cesaret –içeren etkili bir kokteyl ile çözülmesiyle gerçekleşir. Bir hedefiniz olduğunda, ‘engeller’ aslında sadece oraya nasıl gideceğinizi gösteren yolu açar size.

Bugün engellerimizin çoğu içseldir, dışsal değildir. …Profesyonel gerginliğimiz, karşılanmayan beklentilerimiz, öğrenilmiş çaresizliğimiz var”.

Biraz tanıdık geliyor mu bunlar size? Hepimiz hiç değilse hayatımızın bir döneminde önümüzde büyük ya da tatsız engeller görmüş, yaşamış, bolca bunların bizi nasıl da yolumuzdan alıkoyduğuna odaklanmışızdır. Ne büyük çaresizlik yaşatır bu engeller bize, “…şimdi de bu çıktı; hep mi beni bulur; bu ne şanssızlık…” sonra ne olur, bir süre boğuşup dururuz bu engellerle, bazen tek başına, bazen yardım alarak, bazen işlerin kendiliğinden çözülmesiyle bir şekilde geride bırakırız bunları. Ama sonunda biz de bitmiş, tükenmiş hissederiz çoğunlukla. Bir de hayatındaki engelleri şu veya bu şekilde geride bırakacak kadar şanslı !! olmayanlar ve tüm hayatlarını karşılarına çıkan irili ufaklı engeller labirentinde geçirenler vardır. Ancak eğer doğru yaklaşabilmişsek bu engellere, aşılan her engelden sonra “galip” hissetmek de pekala mümkündür.

Benim de hayatımda yapmak istediklerime “engel” olarak gördüğüm pek çok şey vardı bir zamanlar, bunlar genellikle de “korkularım” ve biraz da “yetersizliklerim”miş, yani öyle düşünüyor, öyle inanıyormuşum. Hayat ileri doğru bakarak yaşanır, geriye doğru bakarak anlaşılırmış. Şimdi geriye dönüp baktığımda, hepsinin benim “algılarımda”, “bakış açımda” ve “kaygılarımda” olan “engeller” olduğunu görebiliyorum.

Engellerin üstesinden gelmenin kolay olduğunu söylemeyeceğim, herşey gibi bu da bir hayli mental ve pratik çalışmayı gerektiriyor. Çözümle ilgili ipuçlarının bir kısmı kitaptan, bir kısmı benden. Kitap diyor ki temel olarak üç şey var ki bunları farkedip hayata geçirdiğimizde engellerimiz artık engel olmaktan çıkar ve zaferimizin bir parçası olur. Bunlar: perception (algı), action (eylem) ve will (içsel güç)’dür.

Bir de benim daha cazip buludğum bir üçlü var ki bence bunlar engellerimizi dönüştüren asıl yapı taşlarıdır: perception- perspective- presence. Yani, algılarımız, bakış açısı ve anda olmak. Algılamak, etrafımızda olup bitenleri nasıl gördüğümüz ve anlamlandırdığımızı ifade ediyor. Algılarımız, duruma göre bizim en güçlü yanımız ya da en zayıf, en zavallı tarafımız olabilir. Shakespeare’ın dediği gibi “hiçbirşey iyi ya da kötü değildir, öyle olduklarını düşünmemiz onları iyi ya da köyü yapar”. Algılamamızı doğru bir şekilde disipline edebilmek için en pratik yol “olanı olduğu gibi gözlemlemektir”, bu durumda karşımıza çıkan her ne ise onu sadece mevcut durumuyla tanımlamak yeterli olacak, bir de normalde sıklıkla yaptığımız gibi “olan”la ilgili olarak kendimize bir hikaye anlatmayacağız, mesela “ah şimdi beğenilmiyorum”, “ben istedikleri kişi değilim”, “mahvoldum”, “bunun altından kalkamam” vs kısmı olmayacak. Tabi burada bir de duygularımızın farkında olmak konusu var ki bu da çok önemli ve ayrı bir yazı konusu. Bakış Açısı, herşeydir diyor kitapta. Eski Yunan’da, insanların basit olanı düşünmek yerine, daha zor ve kötü olanı düşünmeye meyilli olduğu kabul edilirmiş. Evet bazen gerçekten engeller var ve karşımıza çıkıyor ve bu gerçeği değiştiremeyiz, ancak bu engellere nasıl bakacağımızı seçebiliriz. Bu seçimimiz de bütün olayın gidişatını ve sonucunu değiştirir. Bakış açısının iki anlamı varmış. Birincisi “bağlam” anlamında, içinden dünyaya baktığımız büyük pencereyi, büyük resmi ifade ediyor, diğeri ise “çerçeveleme” anlamında bir kişinin olaylara kendine has bakış ve yorumlama biçimini ifade ediyor. Dolayısıyla karşımıza çıkan ve “engel olarak algılayabileceğimiz” bir konuda öncelikle bakış açımızı lehimize olacak şekilde değiştirirsek bunu doğru eylemlerimiz takip edecektir. Anda yaşamak ise kafanızın içindeki engel canavarları yerine mevcut ana odaklanmak ve neler yapabileceğinize bakmak anlamına geliyor. Bunun için de farkındalık ve gözlem yeteneğinizi arttırmanız gerekiyor, yani duygularınızı ve düşüncelerinizi yakalama pratiği yapacaksınız.

O halde isterseniz şimdi tüm mevcut engellerinizin, bahanelerinizin bir listesini yapın ve yukardaki üç birleşeni kullanarak bunların üstesinden nasıl geleceğinizi düşünün. Biraz daha hatırlatma, bunun için mutlaka güçlü yanlarınızı kullanın, gerekiyorsa yeni bir alışkanlık edinin, veya belli bir konuda pratik yapmayı çoğaltın. Mesela değişimden mi korkuyorsunuz ya da direniyorsunuz? Değişmediğinizde nerede oluyorsunuz, nasıl bir insan oluyorsunuz bunun cevabını da verin.

Son söz, her engelin içinde kendimizi geliştirebileceğimiz bir tarafımız ve o engelin bize bir hediyesi mutlaka vardır, yeter ki görmeyi seçelim.

Sessiz Koç

O benim sessiz koçumdu. Hiç konuşmazdı. Sadece uzun uzun ve derin bakardı. Arada sırada miyavlardı. Kendi yapmak istediklerini daha çok hareketleri ile belli ederdi. Duygularını ise her zaman beden dilini kullanarak gösterirdi. Sevgi istediği zaman ya da...

Bilgi Tutsaklıktır Anlayış Özgürlüktür

Bu sözü ilk duyduğumda, “?? nasıl yani, hiç öyle şey olur mu, bu ne demek şimdi!!”... demiştim. Bunca yıldır inandığım ve savunduğum “bilgi güçtür”, “bilgili olmak gibisi yoktur” gibi inançlarım nasıl olur da yanlış olabilir ya da acaba ben neden hiç bu...

Kalbin H(aklı)

Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki kalbimiz sadece vücutta kalp pompalayan fiziki bir organ değil, bunun çok ötesinde bize hayatımızı yönlendirecek duygusal ve sezgisel işaretler gönderen bir organımızdır.  Amerika’da bu amaçla kurulmuş, kalpten...