Çatışma ve Kadr-i Müşterek

Bugüne kadar ki çatışmalarınızdan neler öğrendiniz? Bu çatışmaları yaşarken neler hissettiniz? Biraz düşünürseniz birkaç şey hatırlayabilirsiniz. Belki hangi durumlarda hangi tepkileri verdiğinizi öğrenmiş olabilirsiniz; belki de kimlerin, hangi konuların sizin için bir çatışma sebebi teşkil edeceğini biliyor olabilirsiniz artık. Çatışma yönetimine dair bazı teknikler ve pratikler var, bunları öğrenmek şüphesiz bu konuda kendinizi geliştirmek konusunda çok işe yarıyor. Tüm bu yöntemlerde, aslında öğrendiğiniz şey daha çok bir çatışma anında veya çatışmaya ilişkin olarak duygularınızı ve dolayısıyla o çatışmayı yönetmek oluyor. Böylece, gereksiz küskünlüklerden veya çok daha kötü ve kimsenin faydasına olmayacak sonuçlardan biraz olsun korunmuş oluyorsunuz.

Bu yazımda biraz da çatışmalarımızın daha gerisine, bizi o çatışmaları yaşamaya iten özümüze dönmek istiyorum. Mesnevi 2. Cildinde 2095-2100-2105 fasıllarında bununla ilgili harika bir hikaye var. Bakın ne diyor:

2095. Calinus, ashabına “Bana filan ilacı verin” dedi. İçlerinden birisi dedi ki: “Ey her fenni bilen üstat, bu ilacı delilik için verirler. Delilikse senin aklından uzak. Bu sözü bir daha söyleme!” Calinus, “Bana bir deli baktı. Bir müddet güzelce yüzümü seyretti. Bana göz kırptı; sonra yenimi yakamı yırttı. Eğer benim, onunla bir münasebetim olmasaydı o çirkin suratlı nasıl olur da bana yüz çevirirdi?

2100. Eğer bende kendisiyle bir cinsiyet, bir münasebet görmeseydi nasıl olur da bana gelip çatardı? Nasıl olur da kendi cinsinden olmayana musallat olurdu? İki kişi birbiriyle uzlaştı, birbirine sataştı mı, hiç şüphe yok, aralarında bir kadr-i müşterek vardır.

Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet adeta mezara girmedir.

Bir hakim dedi ki: “Yazıda bir kargayla bir leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu gördüm. Hayret ettim, bakalım aralarındaki kadr-i müştereke ait emare bulabilir miyim diye hallerini araştırmaya koyuldum.

2105. Hayretle yanlarına yaklaşınca gördüm ki ikisi de topal! Hele Arşa mensup bir doğanla ferşin malı olan bir yarasa nasıl olur da beraber bulunur? Biri İlliyin’in güneşi, öbürü Siccin’in yarasası…”

John Baldock “Mevlana Gizli Öğretisi” kitabında, yukarıdaki Mesnevi fasılalarına atfederek bir de diyor ki “… bizim eğilimimizin madde veya ruhani gerçekliğe doğru olduğunu ortaya çıkartan sadece bizim ne gördüğümüz, nasıl gördüğümüz değildir. Arkadaşlarımız da- ilgi gösterdiğimiz kişiler ve bizden kaçanlar da bizim iç niteliklerimizi gösterirler.”

O halde şimdi bir de mevcut veya bundan sonraki çatışmalarınıza bu gözle bakmayı deneyin lütfen, acaba özellikle sürekli çatışma yaşadığınız kişilerle hangi müşterek noktada buluşuyorsunuz, sizi biraraya getirenler ve o çatışmaya sebep olan ya da bu vesileyle keşfedeceğiniz iç nitelikleriniz neler olabilir?

Her daim kadr-i müştereklerinizi bulup iç huzurunuzu korumanız dileğiyle…

Sessiz Koç

O benim sessiz koçumdu. Hiç konuşmazdı. Sadece uzun uzun ve derin bakardı. Arada sırada miyavlardı. Kendi yapmak istediklerini daha çok hareketleri ile belli ederdi. Duygularını ise her zaman beden dilini kullanarak gösterirdi. Sevgi istediği zaman ya da...

Bilgi Tutsaklıktır Anlayış Özgürlüktür

Bu sözü ilk duyduğumda, “?? nasıl yani, hiç öyle şey olur mu, bu ne demek şimdi!!”... demiştim. Bunca yıldır inandığım ve savunduğum “bilgi güçtür”, “bilgili olmak gibisi yoktur” gibi inançlarım nasıl olur da yanlış olabilir ya da acaba ben neden hiç bu...

Kalbin H(aklı)

Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki kalbimiz sadece vücutta kalp pompalayan fiziki bir organ değil, bunun çok ötesinde bize hayatımızı yönlendirecek duygusal ve sezgisel işaretler gönderen bir organımızdır.  Amerika’da bu amaçla kurulmuş, kalpten...